Dün yine Çandarlı’daydık.

Kuzey Ege yollarındayken arabanın camından çıkıp avaz avaz mutluluk çığlıkları atasım gelir hep. Bu yollarda beni delice umutlandıran bir şeyler var. Deniz var. Zeytin ağaçları dört yanda. Zeytin toplayanlar, balık tutanlar. Hızla geçerken minik Ege hikayeleri fısıldanır sanki kulağıma. Ve yazlığa yaklaşırken, Halil İbrahim’in (the “çoban”) koyun sürüsünün tıkadığı yolun açılmasını beklemek kadar keyif veren bir şey yoktur. Aval aval bakar koyunlar insanın suratına. Sen de o esnada, tepeden Georgia’nın keyfini sürersin. Ne de olsa çok özlemişsindir..

Georgia Adası (Kız Kulesi diye geçiyor haritada)

Antep’ten gelen yeni dürbünle seyre dalarsın alemi. Adadaki balıkçılar, elini uzatsan tutacak yakınlıktadırlar artık. Canın oraya gitmek istediğinde, tekneye değil artık bu kadim dosta gereksinim duyacaksındır. İçindeki umut ve mutluluk, beş’le çarpılır. Georgia’yı bitirip, sislerin ardındaki yavuklun, Lesvos’a çevirirsin istikameti. Yine gül cemalini saklamaktadır senden. Fazla naz, yüzyıllar boyunca aşıkları usandırmıştır ama sen sabrederek sevmişsindir zaten, Yunan elindeki bu güzelliği..

Lesvos Adası (aka. Midilli)

Site bomboştur. Heyecanla vereceğin yiyeceği bekleyen kediler ve sonbahardan sararan yapraklar hariç kimseler yoktur etrafta. Hayret edersin; çok değil, birkaç ay önceki çılgın akşamları, şen sabahları düşündüğünde tuhaf gelir bu hali. Ama her hali güzeldir bu toprakların. Bastığın yerlerden buram buram tere ve kekik kokuları yükselir. Akşam yemekte, barbunun yanına zeytinyağlı ebegümeci salatası yapar annen. Yemeğin ardından, babanla şarap içersin karşılıklı. Kaç kişi vardır ki şu ayrıcalığı yaşayan dersin içinden; için bi tuhaf olur. Çocukluktan beri mutlu olduğunda vücudunun verdiği ve ‘sana özel’  bir tepkidir bu ürperti.

Çiçekler.. Yazdan kalma günlerin canlı ispatıymışcasına her renge bürümüşlerdir sokağı, bahçe ve duvarları..

Canım Begonvil (henüz büyüme aşamasında)

Dönüş vakti gelir. Buraya gelmek ne kadar mutlu ederse, dönüşler her daim hüzün enjekte eder damarlara.  Hava alabildiğine güneşli, deniz dalgadan uzaksa hele. Kalma bahanelerinden oluşan türküler tutturmamak işten bile değildir. Lakin kış aylarında pek söktüğü söylenemez bu türkülerin. Tıpış tıpış arabaya binilir. Ve işte kıymetli sevdiceğin Kuzey Ege’yi bırakıp, artık salt beton yığınlarından ibaret olan “metres’in” İzmir’e seni götürecek araca binmişsindir bile. O da ne? Yol kenarında yaşlı bir bey amca bekler durur. Araba yavaşlar, amcanın hizasına gelince durur, kapı usulca açılır ve içeriye, cebindeki son kuruş parayı istese çekinmeden razı olabileceğin tontonlukta bir amca girer. Üstünde yıpranmış ve artık gri olduğuna bin şahidin gerekebileceği “gri” bir ceket, altında paçaları neredeyse diz hizasında renksiz bir pantol, çorapsız ayaklarına giydiği keten ayakkabılar, ayakkabılarıyla pantolon arasında kalan kısımdan görünen esmer, kırışık derisi ve yukarı taraflara bakınca, rengini Ege’den almış masmavi gözleri.

Pek konuşmaz amca. Söylediği tek şeyle çok şey anlatmıştır çünkü. En azından 75 yaşında olduğuna kalıbımı basabileceğim bu adam, zeytin toplamaktan dönmektedir. Sırıkçıymış üstelik (en zor işlerden biridir). Bir tanıdığın arazisiymiş. Yaş, 70 küsur. Ve bu adam.. Ayaklarında çorap dahi olmayan bu gök gözlü amca.. Hala çalışmakta; kabuğuna çekilip dünyanın keyfine varması gereken son demlerinde ekmek derdindedir!

Çandarlı merkeze geldiğimizde, kibarca “ben artık burada ineyim” dedi. Sesi neredeyse hiç çıkmıyordu. Arkasından bakakaldım. İçimden arabadan atlayıp, elinden tutup onu bize götürmek geldi. “Gel, bizle yaşa. Dedem ol?” diyesim..

Sonra Berkay’ı duydum. Dünyam, yerle bir oldu. Çandarlı’dan henüz çıkmamıştık. Ne ironik! Bu topraklarda tanıdığım bu deli oğlan, şimdi yaşamla ölüm arasındaki o lanet çizgide kim bilir neler yaşıyordu. Henüz on yedi yaşında Berkay. 17! ON YEDİ!

Ve biz. Hepimiz. Bir olduk Nefesimizi tuttuk.

Onun tekrar “kendi kendine” nefes alacağı zamanın gelmesini bekliyoruz.

Haydi kalk! Yaz gelecek ve sen yine “orayı”, şenlik alanına dönüştürecek, haftada bir çimleri biçecek, maytap patlatıp ödümüzü koparacak, site bekçisini işletecek, ve yine bizi geberene kadar güldüreceksin Berkay…

Advertisements