Bir ev heyvanatım olsun istiyorum. En son Ege’yle beraber yaşadığımız Pinok macerasından sonra artık cesaret işi ama yine de istiyorum işte. Az önce pazarda dolaştım. Yaşadığım mahallenin, her cuma günü pazarı olur. Hava kapalıydı ve her taraf pırasa kokuyordu. Kış sebzelerini oldum olası sevmemişimdir. Kereviz, hayırlı bir yiyecek olsaydı adı kereviz olmazdı zaten. Keza, lahana da en az tadı kadar iğrenç bir isim..

Tezgahlar arasında dolanırken, küçükken her sene ritüel gibi tekrarlanan “pazardan civciv” alma olayına kafa yordum. Sahi, ne amaçla alıyorduk biz bu zavallıları? Şans eseri ölmeyerek hayatta kalacaklardı da ne olacaktı sonra? Tavuk/horoz haline geldiklerinde ne bok yiyecektik? Hayal meyal hatırlıyorum, 2 tane civcivi büyütüp eşşek kadar yapmıştık. E haliyle evin içinde dolanıp durmalarına izin veremeyeceğimiz için çatıya bir kümes yapmıştı babam. Gündüzleri onlarla oynuyordum. Kümesin dışına çıkarıp güneşlendiriyorduk falan. Bir gün hiç unutmam, bir tanesi atlamıştı aşağıya (3. kattan). Pek bir şey olmadı ama sonra kesip yemişti bizimkiler. Etinin rengi resmen kahverengiydi. Benim için tam bir travmaydı. O gün bugündür, marketlerde satılan tavuklar hariç hiçbir tavuğa ağzımı sürmem!..

Keza, kurban bayramından birkaç gün önce sevmek için aldığımız kuzular da kesilince kara yaslara bürünürdüm ben. Ama nedense onların etini yerdim. Gelin misali, hem ağlarım hem yerim. nihahaa!

Ege doğduktan sonra, ona aldığım oyuncakların artık beni (onu?) kesmediğine karar verdim. Sanırım 1 yaşındaydı. Gittim pazardan bir civciv aldım. Biliyordum, tek olduğu için yaşamayacaktı. Ama işte şu, bir çocuğu sevindirmenin bencilliğiyle ve her şeyi göze alarak kese kağıdında eve getirdim. Ege baktı baktı.. Anlam veremedi ilkten. Sonra bize alıştı meret; adı da Duman. Peşimizden koşuyor. Ege de yeni yeni yürümeye başlamış. Civciv koştukça kollarını tavuk gibi çırpıyor, gözleri kocaman oluyor, heyecanlanıyor falan. Duman tam 1 gün yaşadı maalesef. Öleceğini anlayınca dayanamadım, sokakta oynayan bir çocuğa verdim. Onlarda birkaç tane daha varmış. Aralarına koy, belki iyi olur dedim. Ertesi gün, olmadı dedi..

Duman (RIP)

En son, geçen nisan ayında, bu defa Ege’yle beraber tuttuk pazar yolunu. Her taraf civciv kaynıyor. Ama bu defa ördek almaya niyetliyim (daha dayanıklı olduklarını biliyorum çünkü). Parası da güzel ama; yemle beraber tam 10 lira bayılıp eve getiriyoruz Pinok’u. Avcumun içi kadar. Ya da değil bile.. Yumurtadan ayrılalı taş çatlasın 3 gün olmuş. Yürüyemiyor bile. Hemen kese kağıdından çıkarıp evde oynamaya başlıyoruz. O an yaşım 28 değil, tam 3!! Koridorda koşturuyoruz, Pinok da yarım saate kadar canavar gibi oluyor. Peşimizden ayrılmıyor..

Pinok 🙂

Ve gün geçtikçe palazlanıyor ördekimiz. Sanki evcil bir köpekmişcesine sokakta gezdiriyor, bahçede ona özel çamur havuzu yapıyor, parklara götürüyoruz. Hatta bir gün Kemalpaşa’da bir derede yüzdürmeye götürüyoruz ki, Ege’nin, hayvancağızı aşırı heyecandan suya fırlatmasıyla büyük bir travma yaşadıktan sonra güç bela “yek vücut” eve dönmeyi, başarı olarak addediyoruz falan.. Neyse. Pinok artık evin her tarafına zıçmaya başladığı için, üst katta kocaman bir kasanın içinde yaşıyor. Günde sekiz öğün yem veriyoruz, sıcaktan bunaldığında havuza atıp yüzdürüyoruz (havuz derken, leğenden biraz daha büyük bir kap işte hea). Kuzenler, kendi ördeklerini de getirince (Reiz ve Başkan), bu üçlüyle çeşitli maceralar yaşamaya devam ediyoruz. Gel zaman git zaman bunlar ördek olmaktan çıkıp, fil olmaya doğru evriliyorlar. Ben demiştim ama bu hayvanlara kebap vermeyelim diye layn?!

Pinok, Reyizz ve Başkan (arka solda gözleri yumuk olan, Pinok)

Sonra yazlık sezonu açıldı ve biz bu üç güzelliği, Kemalpaşa’da bir köye verdik. Tam 6 ay oldu. Akibetleri hakkında herhangi bir fikrimiz yoktu. Muhtemelen kesip yemişlerdi ama biz Ege’ye “merak etme, her gün havuzda yüzüyorlarmış” diyorduk. Aksi halde kahroluyordu çünkü çocukceyiz.

Geçenlerde annemlerin yolu o köye düşmüş. İlk iş, ördekleri sormuşlar. Kahveci de (sahipleri), gelin götüreyim sizi demiş. Bir de gitmişler ki, kocaman 3 ördek!! 2’si erkek, biri dişiymiş ve yumurtluyormuş. Bahara yavruları bile çıkarmış.. Dişi olanın, Pinok olduğunu da yazayım tam olsun bari. Ben onu “gel oğlum, hadi olm, aslansın kaplansın beaa” diye severken hem de 🙂

Çok garip lan! Sanki kendi çocuklarımmış gibi tuhaf oldu içim. Sanki bakamadığım için yuvaya verdiğim çocuklarım onlar benim. Baharda yavrular çıkınca, bir tanesini bize ayıracaklarmış.

Kış bir an önce geçse bari? =)

Edit: Ahan da en son halleri:

(En soldaki ufaklık, Pinok) 🙂

Advertisements