You are currently browsing the monthly archive for September 2011.

Zeki enişte tekne ayarlamıştı, Foça’da güzel bir hava vardı o gün.

Şansımıza!

Motorları maviliklere sürdük, Sirenlere geldik.

Bildiğin kayalık!

Hiç de değil.. Orada kızlar şarkı söylüyordu.

Ben duydum!

Gemiciler, büyülerine kapılmamak için kendilerini gemi direklerine bağlarmış-mış..

O gün, bunun gerçekliğini sorgulamadan, geçip gittik adaların kenarından.

Kıyıda rengarenk evler gördüm.

Beyaz badanalı, iki katlı, mavi panjurlu evler..

Defalarca resmini çizdiklerim, kafamın içine ve tuvallere.

Tam geçmişe, ama bana ait olmayan o başka başka geçmişlere dalıp gidecekken,

Her güzel şey gibi, tekne sefası da bitti..

‘Midilli Sokak’tan geçtim,

İnsanlar yoktu, sokaklar boştu.

Bir çift bebek patiği asılıydı pencerede.

Sonra hunnap yedim dalından koparıp.

Tadı iğdeye benziyordu. Yok yok elmaya. O da değil, hurmaya!

Hatice abla mutfakta bize balık ve kalamar kızartıyordu.

Diğer her şey gibi, turşu suyunun da tadı hala damağımda.

Sokağa çıkmış, yediklerimi eritmeye çalışırken,

Bir evin girişinde, şu yazıya denk geldim..

Ne diyordu acaba burda..

Advertisements

– İzmir yolcusu kalmasın! – Eh, kalmasın madem.

Bugünden hazırlan ki, sabah arabada “aaaa ütünün fişi, aaaa gözlüğümün kabı” diyerekten cinnet getirtme ona buna. İyi de ben zaten her zaman önceden hazırlanırım ki, şimdi durduk yere ortalığı telaşa vermenin manası ne? Yan odada duran pembe renkli spor çantanın içine ne bulduysa tıkan, İzmir’de giyilebilecekler şeklinde bir liste yapıp o kabarık listenin altında kalan, minicik çantayı obez bir valize çeviren ben değil miyim? Evet, o benim. Benim o =)

Çandarlı’dan gidiyoruz Gülfatma! Yine gelicez ama inşalla. Burda kimsecikler kalmadı. Aslında burda kimseler kalmadı desem, daha az dramatize edecektim olayı ama hava da bir garip son iki gündür, biliyor musun? Ben göğün gürlemesini sevmem ve o, bana inat edercesine hiç susmadı. Gece yatarken balıkçı teknelerinin sesi bir, o iki. Uyutmadılar ve sabah yine sanki son beş yüz yıldır hiç uyumamış gibi uyandım. Uykumu alamayınca sarhoş olduğumu söylemiş miydim? Sarhoş gibi değil, resmen ser’im bir hoş oluyor. Bunu bana babam öğrettiydi küçükken: ser (kafa) – hoş (kıyak). ehehe

Güzel bir yaz-dı. Gözde vardı, Demet, diğer Gözde.. Kızları görmek iyi geldi. Sonra Melo’m geldi. Bir gece kaldı ama sanki o tek gecede senelerin acısını çıkardık. Onunla oturup sabahlamayı özlemişim. Sıranın bende olduğunu, tiz zamanda Soma’ya gidip yanında kalmazsam beni yamultacağını söyledi. Ben de zaten şu melankolik ortamdan kaçış planları yapıyordum, isabet oldu. Kuzenlerin bir numerosuyla tıpkı eski günlerdeki gibi bekar hayatı yaşamak, kutsal suda yıkanma etkisi yaratabilir bünyem için. Dört gözle bekliyore..

Aaaa, BU DEFA KIZ TEYZESİ OLUYORUMMM!

Ege’min tabi ki yeri sabit kalacak; fekat mini mini bir kızçeyi sevmek de güzel bir hissiyat olsa gerek. Bak, onu da dört gözle bekliyore. Şimdi ona pembeli şekerli şeyler almalı. Adının büyük ihtimal Derin olacağını da ekleyim.

Yarın İzmir, bir-iki!

Görüşürüz güzeller güzeli Çandarlı’m. Bulduğum her fırsatta yine kaçacağım yanına. Mitoloji kitabıma iyi bak. Çok denedim İzmir’de her an yanı başımda tutmayı, ama sanırım onun yeri tam olarak burası.

Görüşürüz, lacivert sevdiceğim…

Bugün 30’dan gün alıp, annemin beni doğurduğu yaşa girdim. Çok garip bence 🙂 Annemin 35 yaşındaki hallerini hatırlıyorum da, nasıl da kocaman bir insan gibi gelirdi. Dünyayı evirip çevirirdi o minicik cüssesiyle. İşe gider, eve gelince yemek pişirir, iki çocuğa bakar, çamaşır yıkar, gezer tozar ve daha bir sürü şeyi aynı anda yapardı. Şu an kendime bakıyorum, ve her nevi açıdan çocukluktan hala çıkamamış bir insandan fazlası olmadığımı görüyorum. Rakamların, gerçekte olan ya da hissedilenle herhangi bir ilgisi yok. 5 yaşındaki Ege’yle aynı kafada olduğumu hesaba katacak olursak hele..

Sanırım büyümek için 30-40 yıla daha ihtiyacım olacak =)

Evet. Yeni bir yaş!

Umarım beraberinde sağlık & mutluluk getirir (başka şeyler de isteyebilyoz mu? hehe) 🙂

Bir-kii-üç: hüfffffff

Bize pek bir şey fark etmedi gerçi ama 9 günün 9’u da denize, maviye, yakamoza, vay efendim şavkı denize vurmuş ay’a, Georgia’ya bakarak geçti. Poseidon amcanın elini öptüm, bana masmavi şekerler verdi. Tadı tuzluydu biraz, idare ettik artık.

İki gün önce Assos’taydık. Şimdi daha çok eminim bu gibi yerleri neden taparcasına sevdiğime. Rumların elinin değdiği her yeri kutsal belliyorum ben.

Şimdi ben susayım, bir iki fotoğraf konuşsun..

Behramkale (Assos) – 2011

Balık ağları gördüm; turuncuydular..

Hobbit ayaklarım bile mutluydu 🙂

Deniz kabukları vardı, yan yana dizilmiş..

Stats

  • 26,157 hits