You are currently browsing the monthly archive for October 2011.

Ben yine hayırsızları oynamışım.. Ayda 3-4 post! pe-heyy! Evet, bunun tüm dillerde tek bir anlamı var: ihmalkarlık. Velakin sebeplerimle geldim bu defa.

İnternet, hayatımın büyük bir yüzdesi olmuş Abidin? Ne diye uyarmıyorsun?

Bir iki kişi, derken onlarca insan aynı şeyi düşünüp bir anda söyledi. Söylemek de değil, resmen BAĞIRDI: yeter artık ulan! Dışarıda da bir hayat var. There’s life outside your apartment. Ben, dışarıyı ekrandan yaşar olmuşum farkında olmadan. Çevirisidir, bilmem ne hesabıdır derken kuşların nasıl öttüğünü, karıncaların nereye yuva yaptığını unutmuşum. Kemeraltı’na uğramayalı yıl olmuş, haberin var mıydı bundan?

İşbu sebepten ötürü, internete elbette zaman ayırmaya devam edeceğim fakat bu, zamanımın tamamını ayıracağım anlamına gelmeyecek – ya da buna çalışacağım. Kendimi resmen ecnebi filmlerde psikolocik sorunlarını topluluk içinde itiraf eden ultra modern tipler gibi hissettim an itibariyle: “Ben.. ehm.. uzun zamandır internet bağımlısıyım.” (ne şekerler yaa)

Ne mi yapacağım? Fırsat bulduça kendimi dışarı, sokaklara atmaya çalışacağım. There is life outside my apartment. Burnumun dibinde yaşayan akrabalara nasıl hayırsızlık ettiğimin daha yeni yeni ayrımına varıyorum. Geçen akşam, dayımlara gittik mesela. Tüm kuzenler, onların bebekleri vs herkes ordaydı. Sohbet, geceyarısına dek sürdü. Ertesi akşam da halaoğlunu ziyaret ettik. Çiğköfte ve patlıcan kebabından oluşan akşam yemeğine bol sulu, tuzsuz ayran da eklenince kendimi resmen bir an Antep’te sandım. İyi geldi.

Burnumun dibindeki güzellikleri unutmaya başlamışım meğer.

Fotoğraf çekmeyi özledim.. Bunun için ayrıca bir girişimde bulunmalı! There is a beautiful life outside my apartment. There really is..

Zaman tüneline girip bana çocukluğumu armağan eden şarkılar biliyorum. Mesela “Güller Ağlasın”ı, ama sadece Yıldırım Gürses’ten dinlediğimde, ve neden bilmem, Coşkun Sabah’ın “Hatıram Olsun”u, içimde o tarifi imkansız tuhaf hissi oluşturuyor durduk yere. Aşık olmak gibi. Hani aşık olduğunda mevzubahis kişiyi yıllardır tanıyormuşsun ve sanki o da seni tanıyormuş, adeta her hareketini izliyormuş gibi bir şey olur ya.. Elini kolunu nereye koyacağını bilmezsin. Her dem bakımlı, her dem güzel olmak istersin. Yüzünde kocaman bir ışıltı!! Sabah kalktığında mesela, o en berbat halinle görmesin diye derhal gerekli düzenlemeleri yaparsın.

***

Adı Efe’ydi ve Gümüldür’de yaptığımız çadırlı kampta görmüştüm. O an, sanki tüm dünya durmuş ve gülümseyişi sabit kalmıştı. Dondurup, çerçeveletip, duvara assam yeminle eğreti durmaz! Bir çocuk, başka bir çocuğa it gibi vurulur mu? Ben, sonsuza dek Gümüldür’de, o perişan haldeki çadırda yaşamak istemiştim..

İnsan bir defa aşık olup bu insafsız duygunun tadına vardı mı, hep ister hale geliyor.

Yaradılışımıza sokiym!

Lan ne güzel başladık, nasıl bitiyor post?!

Neymiş? Arka arkaya Yıldırım Gürses ve Coşkun Sabah dinlemek, bünyede seyretmesi keyifli yan etkilere sebebiyet veriyormuş demek ki. Şimdi, yıl 2011, yer Bornova değil! ’87 yazındayım ve Gümüldür’de, deniz kenarında siyah saçlı bir çocuğun peşinden koşturmaktayım. Annesi sesleniyor: “Efeee, hadi oğlum yemek hazır!”

Efe ne güzel bir isim…

 

Kendimi sosyal medya ortamında ifade etmeyi sevdiğimi fark ettim. Beni hiç görmediği halde avcunun içi gibi tanıyan insanlar olduğuna eminim ve bunu bilmek inceden bir keyif veriyor, nedenini bilmesem de? Bugüne dek sözlükten kimseyle reelde tanışmadım (okuldan tanıyıp sonradan yazar olduğunu öğrendiklerim: siz bir kenarda durun). Öyle bir girişimim olmadı. Zirve olayına zaten en başından sıcak bakmadım; sen de bilirsin ki yeni insanlarla tanışma hususunda üstün bir beceriksizliğe sahibim sevgili blog. Gel gör ki..

Gel gör ki türküler söylüyorsun (elbette cümlenin gerisini bu enfes cümle oluşturmayacaktı, ama çok sevdiğim için ellerim kendiliğinden yazdı).. Gel gör ki, bu sosyal medya denen meret sayesinde bir sürü güzel insan tanıdım. Görmeden tanıdım her birini hem de. Hatta öyle bir hal aldı ki, çok sevdiğim dostlarımı görmüş kadar heyecanlanıyorum onların yazdığı her yeni şeyde! Hayatımın bundan sonrasına bir miktar da onlar şekil veriyor olacak farkında olmasalar da. Birçok şeyi onlardan öğrendim. Yazmanın büyüsünü mesela! Ben sanal ortamla ilk tanıştığımda kelimelerden hunharca sesli harfleri çıkaran üşengeç ergen triplerinde bir insanken, şimdi tek bir noktanın bile hesaplamasını yapıyorsam, bunda okuduğum onlarca  yazının etkisi çok ama çok BÜYÜKtür.

Bu da onlar için yazılmış olsun dedim 🙂 

Ne bileyim, sanki stevemcqueen’i kırk yıldır tanıyor gibiyim mesela (adamın hala bir adı ve soyadı olduğu gerçeğini kabullenememiş olmam da bir garip durum gerçi?) Hani, şu an tesadüfen bir yerde rastlaşsak, daha önce birbirimizi hiç görmediğimiz halde muhabbet kaldığı yerden devam edecek gibi bir his var içimde.

Sahi, size de oluyor mu?

(Ulan bu arada iki ses verin bee, o kadar sözlüğe link neyin verdik, birçok şey pahasına kendimizi ifşa ettik!! Hayırsız hıyartolar 😀 ehehe)

Çok gerizekalı ortamlar içerisindeyim. Ulan 30’a girdik vire pismillah, annem sen benden habersiz kalk, eski lise müdür yardımcısı -ki dostu olur- ile yolda karşılaş, benden bahset, o da embesil oğlundan bahsetsin, bunlar bizi birbirimize yakıştırsın, karı beni facebook’dan eklesin, birbirinden cıvık ve de ısrarcı mesajlara boğsun (lan sanki oğluna değil kendine istiyor), görmezden geldiğim bu mesajların ardı arkası kesilmesin. Şu anam denizden dönsün (evet, yüzmeye gitti), hesabını soracam!!!

Şu an sinirimi tam olarak midemde hissedebiliyorum. Bir yandan çeviri yapmaya çalışırken, diğer yandan facebook hesabı açtığım güne lanet ediyorum. Artık internetten kız isteme olacak dedikleri şey tam manasıyla bu değilse, Serdar Ortaç’a vokalist olayım asşldks

Birkaç gün kadar Soma’da , sevdiceğim börtüm böceğim kuzenimin yanında kalıp, madencilerle aynı havayı solumanın ardından Çandarlı’ya geldim. Yarın dönücez, ama ama kalmak istiyor ben. Müthiş bir hava var!

Soma’nın bir olayı yok, öyle diyim. Ama Darkale diye bir yere gittik son gece, balık yemeye! Çoook eski bir yerleşim. Takdir edersin ki etkisinden çıkamadım. O yıkıldı yıkılacak gibi duran evler, manastırı andıran taş restoran, kızarmış alabalık, hayvanımsı salata ve restoran sahibi garip çift hala aklımda. Sanırım sık sık tekrarlamam gerekecek, çünkü mutluluk hormonum ekstradan çalıştı o birkaç gün, manyak kuzenin yanındaykene 🙂

Aaayh, yazmaktan yoruldum !

Stats

  • 26,036 hits