Cami avlusuna bırakmaktan vazgeçtiğim çeviride dördüncü günü devirmiş bulunmaktayım. Formata alışmış olsam da, bir türlü bitmiyor koduğumun çevirisi. Dokuz Eylül Üniversitesi’ne ait bir bölümün her dönemi kapsayan ders programlarından oluşan ve tabiatı gereği (tabiatını skiym) sıkıcılıkta zirveye oynayan bir iş. Tablolar, çizelgeler, her dosyada tek ya da üç-beş kelime haricinde birbirinin aynısı olan cümleler.. Haliyle kafam bulaşık teline döndü. Yarın dağcılık kulübü Şirince’ye gidiyor. Haftalar öncesinden gitmeye ve gidip de her renk şarabından içmeye karar vermiş olsam da, iş nedeniyle pc karşısında kalmak zorundayım. Ne diyorduk? Fank yu!

Az önce, facebook albümlerimi beğenen, beğenmekle kalmayıp birbirinden yabışık yorumlara boğan teyzeler sayesinde bir fotoğraf çekti dikkatimi. “Photography” albümüme ait tek bir kare (bu arada albüm isimlerinde yaratıcılık konusunda rakip tanımam! Photography, muhtemelen daha önce kimsenin aklına gelmemiştir değil mi Abidin? Senin ben yapacağın orjinal işe tüküriym.) Geçen Aralık’ta çekmiş ve feyse atmışım. Feyse bir şeyler atmak hobimdir. Hatta CV’mde bile yazar. Konuyu ne de güzel dağıtıyorum öyle değil mi, hay allasen sevgili kafacığım yae!

Uzatma ulan! Ver fotoğrafı:

Evet canımın en içi. Paint terk bir kişilik olsam da, photoshop’ta bir şeyler denemek istedim ve normalde marjinin her türlüsüne kafamla beraber girmek istememe rağmen, şekildeki şekil çıktı ortaya.

Evet. Şu an. Tam olarak. Olmak. İstediğim. Yer: KAPÜTAJJ

Aralık ayında denize girip “dalgalar beni altına alınca fotoğrafımı çeker misin?” diyen ve aşırı derecede zeka geriliği olduğundan şüphelendiğim Alman genconun affına sığınarak söylüyorum. Bak Allah’ın adını verdim, na şuraya yazdım: ben bu turkuaz denizi, deli dalgalarla mücadele halinde olmayı, sarı kumları, beyaz çakıl taşlarını ve aşağıya inmeden tam tepede durup Akdeniz’i seyre dalmayı çok özledim.

Şu an Kaputaş semalarında uçan da kuşlara malum ve de selam olsun..

Advertisements