Akşama bir türlü kavuşamayan, kasvetli bir öğleden sonrasıydı. Gece delice yağan yağmur, sanki tüm bulutları yok etmiş ve uzansam dokunabileceğim netlik ve yakınlıkta bir ada’yla başbaşa bırakmıştı beni. Yer-gök sırılsıklamdı. Yalnızlık da, insan suretine bürünmüştü adeta. Elektriğin gitmesini fırsat bilip oturup saatlerce sohbet ettik. Sonra dışarı çıktım. Hava öyle temizdi ki, oksijen fazlalığından nefes alamayacak gibi olup tekrar içeri girdim. Zehir solumaya alışkın, solgun bedenlerdik ne de olsa.

Boş mideme tuzlu bir şeyer gönderip bulantımın dinmesini bekledim. Yağmur dineli çok olmuştu ama bu meret bedenimi bir türlü bırakmıyordu. Kafam dağılsın diye sağa sola baktım. Okuyacak ne çok şey vardı bu evde! Atlas dergilerinin her sayısı, dünya gezegeninde yapılan bir yolculuk gibiydi. Derken, elim istemsizce yine aynı kitaba gitti: MERHABA NURULLAH AMCA! (Evet, uzun zaman oldu..)

Kutsal kitabı bininci kez elime aldığımda Tanrılar, hep bir ağızdan “HOŞGELDİN” dediler.

Mitoloji, hüzünlü bir aşk öyküsüydü sanki. Paris ve Helen düştü yine aklıma. Aşklarının kasıp kavurduğu, yakıp küle çevirdiği o kente bir daha ne zaman giderim acaba diye geçirdim içimden. Troia atının sırtında yolculuk yapmayalı, üç seneyi biraz geçmişti. Priam şahididir özlemimin.. Nurullah amca anlattı, ben yine hiçbir şey diyemeden sadece dinledim. Sayfaları çevirdikçe bambaşka hayatlara dokundum. Sonra kalkıp odanın lambasını yaktım. Elektrikler hala gelmemişti. Yokluğunda ne çok şey yapmıştım, haberi olmadan.. Mitolojik koylarda kulaç atmış, Olimpos’un sönmek nedir bilmeyen ateşinde ellerimi ısıtmıştım. Sonra bir yerlerden kalem ve kağıt buldum. Aslında çok şeye değil, bu ikisine gereksinim vardı. Neden abartmıştık ki her şeyi bu kadar? Hayatı bunca ciddiye almak da niyeydi?

Klavye nedeniyle bozulan el yazımın affına sığınarak bunları karaladım beyaz sayfaya. Şimdi buraya aktardığıma göre rahatlıkla top haline getirip çöpe atabilirim. Yaratmak zorken, yok etmek nasıl da kolay öyle değil mi? Puff!

Elektrik, 1-2 saat önce teşrif etti. Yine de arada bir kaybolup “bana o kadar da güvenme ” mesajı veriyor. Sene olmuş comolokko, hala tek bir yağmur sonrası yamulabiliyoruz. Haberleri izlerken, yağmurun dün akşam ve bu sabah, Ege’de hayatın ağzını burnunu kırmış olduğunu öğrendim. Kemalpaşa’da oturanlar: umarım iyisinizdir. Sizi severim, bilirsiniz..

Birazdan bir film izliycem. Natalie Portman başrolde (Garden State). Etkisinden tüm hafta boyunca çıkmamayı ümit ediyorum..

Hayatımın arka fonuna yerleştirdiğim kitap

Bademli’den topladığım laleleri götürüp Olimpos’a ektim..

Arka kapak

yazı

Advertisements